Bu Blogda Ara

hikmet benol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikmet benol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2012 Salı

Bir Aşk Düşmanlığı Biçimi Olarak Hikmet Benol

Pink Floyd - Echoes (KeseK Floydstep remix) Free 320 by KeseK

Bir gün beni kimse durduramayacak. Ve kendimi rezil           
         etmeme izin verilmedikçe, ben de el alemi rezil etmeğe               
   devam edeceğim. Ve herkes kaybedecek bu yüzden. (Hikmet Benol) 
                                                                                                                                                                                             Sonra her yerde yasakladılar beni. (Hikmet Benol)

Karşı cinse olan tutkulu bağlılığın riyâkarlık olduğunu bilmek insanı özelleştirir. Tehlikeli Oyunlar1 romanının Hikmet Benol’ü bu özel adamlardan sadece biridir. Hikmet, karısı Sevgi’den ayrıldıktan sonra bir gecekonduya yerleşir. Alt katta dul kadın Nurhayat Hanım ve üst katta Emekli Albay Hüsamettin Tambay ikâmet etmektedir. Bu durum, Hikmet tarafından dul kadının oğlu Hidayet’e yazılan mektupta şöyle tasvir edilir: “Oğlum Hidayet. Biz burada gerçek, hayal, ve anılarla birlikte gayet sıkışık bir vaziyetlerde bulunuyoruz. Üst katta Hüsamettin Bey albayım, alt katta bildiğiniz gibi Nurhayat valideniz.” Hikâyenin gözüken yanı bizi aldatmasın sakın! Olaylar, kişiler ve zaman tamamen Hikmet’in bir kurmacasıdır. Burada Oğuz Atay’ın adını anmak bile istemiyorum. Çünkü roman boyunca Oğuz Atay, tanrı anlatıcı, etliye sütlüye pek de karışmaz. Sadece belli yerlerde duruma el koyarak Hikmet’i yönlendirir. Hikmet, roman boyunca eski karısı Sevgi’nin kendisine işlediği zulümleri anlatır, anlattırır ve Bilge’nin bu boşanma üzerindeki etkilerini tartışır. (Sen hiç evlenmedin, Sermet. Bilemezsin. İnsana öyle bir bakarlar ki, yaptığın hiçbir işi ciddiye alamazsın.) Hikmet karşı cins üzerindeki düşünceleri ve kendi iç konuşmaları ile tam bir anti kahramandır. Mevzu, süper egosu güçsüz okurlarca daha iyi anlaşılabilir kanaatindeyim.

Mesele, Hikmet’in yaşadıklarını anlatmak değil, Hikmet’in karşı cins üzerine geliştirdiği düşünceyi irdeleyerek aslında ne çeşit bir aşk anlayışına sahip olduğunu açıklamaktır. Hikmet, kendi hayvanlığına iman etmiş bir bireydir. Gerçeğin bu denli farkında olmak -Dostoyevski deyimiyle- onun kendisine saygı duymasını engellemektedir. Kendisine saygı duyulmasını istemeyen bir insan da başkalarından gelen saygıya ve sevgiye karşılık veremez. Başkasından gelen iltifatları küfür olarak addeder. Hikmet, bunu çözdükten sonra oyunlar oynamak zorunda kalmış ve romanın sonunda intihar ederek oyuna son vermiştir.

Hikmet, kendi kişisel tarihinden başlayarak tüm tarihe olan inancını yitirmiştir. Silinen belleğini ise geçmişi sürekli yeniden kurgulayarak tamir etmeye çalışır. Zaten hayalinde kurduğu Emekli Albay Hüsamettin Tambay da tarihe meraklı bir şahsiyettir. Hikmet’in tarihe inancı olan biriyle roman boyunca hasbıhal etmesi en başta çelişki olarak gözükebilir. Fakat emekli albayın tarihle ilgili olan konuşmalarını istihza ile provoke eden Hikmet, tarih karşısında sürekli galibiyetler almaktadır. Hikmet’in kendisine olan aşkı, hayatı boyunca ona yetmiş gözükmektedir. Ve yine kendisine olan aşkı, hayatına mal olmuştur: İntihar. Narkissos’un malamat ruhu iş başındadır.

Sevgi Düşmanlığı

Hikmet, Sevgi ile evlendikten kısa bir süre sonra sebebini bilmediğimiz (hayır biliyoruz, aşağıda açıklıyoruz) bir nedenden ötürü bulaşık yıkamaya başlamıştır. Öyle ki bu durum onu fazlasıyla üzmüş ve bununla ilgili anılara dalarken ayrıntılı tasvire sürüklemiştir. Karısından azar işitmemek için kurulama beziyle bulaşıkları kuruladığını anlatır. Ama tüm çabalarına rağmen Sevgi, bir bahane bulup ona sataşmaktadır. “Beni bu kadar seven ve ikide bir kollarını boynuma saran kadın neden böyle önemsiz bir mesele için beni azarlamıştı?” […] “Ben de azarlanınca Sevgi’nin böyle kötü yanlarını ve çok güzel filan olmadığını hatırlardım.” Hikmet albay ile şöyle dertleşir: “Karım düşündüğü için, ev işlerini de ben görüyordum albayım. Çok düşünceli kadındı: Durmadan düşünürdü.” Hikmet, öcünü almıştır: “Onu hayalimde kötü durumlara düşürerek intikam alırdım.”

16 Ocak 2011 Pazar

Tehlikeli Oyunlar Tiyatroya Uyarlanmıştır

Oğuz Atay’ın bir romanı vardır: Tehlikeli Oyunlar. Bilenler bilir, bazılarımız için bu kitap, edebiyat diye bir şey varsa işte o edebiyatın en iyisidir. Bu romanı kült Tutunamayanlar’dan ayıran en büyük özellik ise bazı meselelere odaklanmasıdır. Özel bir romandır. Oğuz Atay bu romana pek müdahale etmez. Hikmet Benol intihar ettikten sonra da Albay Hüsamettin Tanbay devralır romanı. Son bölüm o yüzden pek sevilmez. Hikmet’i, hem oyunun sonunu bilen bir oyuncu olarak Sevgi ile sahnede hem de aynı zamanda salonda yalnız başına bu oyunu izleyen bir seyirci olarak tasvir edebiliriz. Hikmet, hayat oyununda dışarıdan Sevgi ile evlidir. Akrabaları vardır. Ona enişte diyen baldızları vardır. Hikmet bu oyunda “damat sevgisinin insan sevgisine oranla çok kısa sürdüğünü” anlamıştır bir kere. Hikmet, bu oyunun sonunu bildiğini, diğerlerinden gizlemek zorundadır. Aynı zamanda izleyici olduğunu kimseye çaktırmamalıdır. Ve bir izleyici olarak sonu, şu düşüncelerle hazırlamaya çalışır: “Ve sana izin verdim ki, bilmeden yaptığın eziyet artsın. Ve sonunda artık dayanamıyorum diyebilmek için ben de bilmeden bu oyunu oynadım sana. Ve bulaşıkları yıkadım. Ve bütün sözlerimi kesmene izin verdim. Ben ki bu konuda kimseye yetki vermemişimdir. Oysa, elimin tersiyle seni yıkabilirim. Bıraktım ki, sen kendi sonunu hazırla. Ve bana bütün yaptıklarını bir bir aklımda tuttum.”

Tehlikeli Oyunlar, Seyyar Sahne tarafından tiyatroya uyarlandı. Oyuncu Erdem Şenocak ise bu işi başarıyla yapıyor. Müsaade verilirse birazcık bu performansla ilgili yazmak istiyorum. Romanda Hikmet’in yaşadığı yalnızlık ancak tek kişilik bir performansla anlatılabilirdi. Şenocak’ın kabiliyeti işte burada devreye giriyor. Ses tonundaki değişmeler, alçalmalar, yükselmeler Hikmet’i ve hayalinde yaşattıklarını gözler önüne seriyor. Dekor olarak kullanılan birbirine çapraz ve farklı yükseklikteki salıncaklar ise tam bir zekâ ürünü. Özellikle Hikmet’in iç konuşmaları ve rüya sırasında oyuncunun bu salıncaklarda sallanması bizi Hikmet’in ruh dünyasına götürüyor. Yatay ve dikey olarak mekândan münezzehlik başka türlü açıklanamazdı her halde. Oyuncunun çıplak ayakla oynaması ise Hikmet’in deliliğini bizlere taşımaya yetiyor. Romanda çarpıcı olarak değerlendirebileceğimiz birçok sahne/bölüm oyunda da mevcut. Sahneye yansıtılamayacak acayip yerler ise -haklı olarak- es geçilmiş. Romanda altını çizdiğimiz ve birçoğumuz için artık vecize olan cümleler Erdem Şenocak’ın güzel sesinden aktarılıyor. Fizyonomisi ile de Oğuz Atay’ı andıran Erdem Şenocak, 130 dakika boyunca adeta Hikmet Benol oluyor. Ağlatıyor, güldürüyor. Sanatın gücünü bir kez daha ispatlıyor bizlere.

Görmek istediğimiz yerler ve tavsiyeler:

-Salim’in Hikmet’e yazdırdığı ev ödevi (s.108) olabilirdi.
-Ha-ha ifadesi romanın ruhuna uygun olarak (fakat bağırmadan, acı bir şekilde) daha fazla kullanılabilirdi.
-Hikmet’in Albay’ın gerçek olmadığı ile ilgili görüşleri ve itirafı (s.351) gene oyun ve roman kombinasyonu açısından açıklanabilirdi.
-“En büyük hazinemiz aklımızdır” bölümündeki mektup alınabilirdi. Çünkü oyun boyunca Bilge ile ilgili büyük eksiklik var. Ne sevişme sahnesi ne de mektup yok. Sadece denize açılma sahnesi ve Fikret’le birlikte katıldıkları gece sahnesi var. Bilge’ye büyük haksızlık yapılıyordu aslında romanda. (Son yemek adlı bölümde bile Bilge yemekte yoktur. Yani 13. Kişidir. Haindir.)

Oyun, Şubat ayı içinde de dört adet gösterimle devam edecek. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. 

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...