Bu Blogda Ara

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Kamuoyuna Saygıyla


KAMUOYUNA SAYGIYLA


05.07.2020 günü saat 02.30-02.45 sularında Beyoğlu İlçesi’nin Mis Sokağı’nda 10-15 adet bekçi kıyafetli şahıs tarafından yüzlerine biber gazı sıkılıp darp edilen iki vatandaşın gözaltına alındığı sırada topluluğa yaklaşıp “Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanacaksınız. Bu yaptığınız suçtur, kötü muameledir. Avukat olduğum için Görevli Memura Mukavemet Suçları’nda bu tür davranışların muhakkak memur aleyhine neticelendiğini biliyorum” demem üzerine iki bekçi kılıklı şahıs tarafından saldırıya uğradım. Ellerim arkadan kelepçelendi. Haklarım hatırlatılmadı. Suçlama tarafıma yöneltilmedi. Avukat olduğumu söylediğim halde kimliğime bakılmadı, baroya haber verilmedi. Gözaltına alınan diğer iki kişi ile birlikte Beyoğlu Polis Merkezi’ne götürülürken neden gözaltına alındığımı sorduğumda bekçiler ağız birliği yapmışçasına Süleyman Soylu’ya ve Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret etmemin hesabını vereceğimi söyleyip bu kez tuttuklarımı kolumu bükmek, kelepçeye kıstırmak suretiyle boynumdan tutup kambur şekilde yürüterek karakola getirmişlerdir. Karakoldaki polislerin bekçi kılıklı şahısları mekâna kabul etmesiyle bu şahsıların Bekçi olduğu anlaşılmıştır. Burada kelepçeyi uzun süre çıkarmamış, ifade işlemlerine yaklaşık 7,5 saat başlamamışlardır. Bu arada götürdükleri Taksim İlk Yardım Hastanesi’nden vücudumdaki yaraları ve ezikleri belgeleyen darp raporu alınmıştır. Bununla beraber ayakta bekletme, diğer mağdurlarla konuşturmama ve kaldığımız mekâna tek tek gelip ben ve yanımdaki diğer mağdurlarla sürekli dalga geçerek psikolojik işkenceye devam etmişlerdir. Şahısların sürekli olarak vurguladığı şey avukatların hukuk bilmedikleri, “avukatların kanunu” olan olan TCK ve CMK’nın kendi kanunları” olan PVSK’dan daha az önemli olduğu bize haddimizi bildirecekleri vb. saçmalıklardır. Bekçi kılıklı şahısların saç kesimleri, jestleri, mimikleri, konuşurken seçtikleri kelimeler ve olayları mukayese ve muhakeme yeteneklerinin sokak çeteleri üyelerininkine benzer olduğu tarafımca gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu şahısların polis merkezinde polisleri de bunalttıkları, yordukları uğraştırdıkları görülmüştür. Altına imzamızı atmadığımız olay yeri tutanağında 7-8 adet bekçi, ağzımızdan çıkmış gibi Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı’na küfürnameler düzmüşlerdir. Bu küfürlerin ayrıntılarını incelediğimizde söylemin değeri kahvehane ağzı diyebileceğimiz bir düzeydedir ve oldukça başarısız bir kurguya sahiptir. Olay yerindeki 20’den fazla vatandaş dinlendiğinde ve kamera kayıtları incelendiğinde gerçek anlaşılacaktır.

8 saat boyunca tarafıma işlenen kötü muamele, yaralama, ifadeyi geç alarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkımı çiğneme, iftira, hakaret, oturacak, yatacak yer, yiyecek ve su vermemek suretiyle manevi işkence ve sonrasında açacağım AYM, AİHM, maddi ve manevi tazminat davaları ve suç duyuruları ile o sahte tutanak altına imza atan tüm bekçileri yargılatacağım. Davalar bir ömür sürse de asla peşlerini bırakmayacağım.  

Bununla beraber pişkince ve kolayca iftira atabilmelerinden hareketle, bu şahısların diğer gözaltı işlemlerinden dolayı işledikleri suçlarda da başkan ya da bakan ile ilgili aynı kurgusal küfürlerin tespitini sağlamak için imza attıkları tüm dosyalar incelenecektir. Bizim açacağımız dava dosyalarına istenip küfürlerin basma kalıp olup  olmadığına göre değerlendirmesi yapılacaktır. Zannımızca bu şahıslar kanun bilmedikleri için, bir şekilde hedeflerine aldıkları insanların eylemlerinin suç oluşturmaması durumunda başları belaya girmesin diye CB ve bakana hakaret iftirasında anlaşma halindedirler. Aksi halde yüz yüze baktığımız birinin pişkince ve gözlerini kaçırmadan bağırarak ve az önce olmuşçasına hakaret iddiasında bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır. Rutinde iftira daha yavaş, kâğıt üstünde ve mahcupça atılır. Bu olayda ise kâğıt üstünde zaten önceki anlaşmaya binaen atılacak iftiranın bir de yüzüme karşı ve birden yapılması şahısların bunu itiyat haline getirdiğini gösteriyor. Bu sebeple daha önce bekçi tarafından işlem yapılan kişilerin anılarını ve kendilerine iftira atıldıysa ne tür bir iftiranın atıldığını bana anlatmalarının bu davaların çözümüne yönelik bir ilaç olacağı kanaatindeyim. Sizden rica ediyorum.

Demokratik toplum arzusunda olan her şahsın ve kurumun bu önemli davaları takip edeceğinden kuşkumuz yoktur. Karakol önünde bize destek veren ve el sallayan herkese teşekkür ederim. 06.07.2020, Cihat Duman


22 Nisan 2020 Çarşamba

Sayın Vedat Özdemiroğlu Abi’ye ikaz.



Çok mu yalnız kaldı acaba? Sahnelere alışık kişiler evde delirir mi? Yaşlılığı da sevmemiş olabilir. Yalnız kalmamanın bir yolu olarak da orta yolu deniyor. Majör duyguları gıdıklıyor. Orta yol sanat erbabına gelmez. Yalnızlıktan kurtulur ama o kalabalıkla beraber kendi cehennemine düşer. “Evde kal Türkiye, evine dön Suriye” diyebiliyor. Genç komedyenler hakarete, tehdide ve devlet terörüne maruz kalırken mizahın vicdanla yapılması gereken bir iş olduğuna dair video röportaj veriyor. Kendisine ciddi kişi ve kurumlardan bir yorum da gelmiyor eleştiri de. Twitter’da bazı eli kalem tutanların istihzasına maruz kalıyor. Bu bile ne kadar yalnız kaldığını gösterir. Bir kardeşi olarak uyarıyorum Vedat Özdemiroğlu’nu. Öncelikle yazdıklarının bir editör kontrolünden geçmediği Twitter adlı siteyi bıraksın. Ben bıraktım rahatladım. Ben de kullanmayı beceremiyordum çünkü. İkincisi, mizah teorisyenlerine göre mizah kutsalın mekanikliğinden doğar bildiğim kadarıyla. O yüzden dinler yasaklar gülmeyi. Mizah, kutsal denen şey her ne ise ondan üstündür. Sınırlanamaz. Doğasına aykırıdır. Benden yaşça büyük bir üstada bu yazıda mizah dersi vermek terbiyesizlik olacaktır. Fakat görünümü ve tavırları genç olan bu arkadaşımı da yaşlılıktan muhafaza etmek de vazifemdir. Kendisini yaptığı göçmen düşmanlığından ve gençlere gösterdiği müsamahasızlıktan dolayı uyarıyorum. Hadi genç komedyenlere ve mizaha istediği şekilde yaklaşsın ama şu göçmen meselesi namusumuzdur. Coğrafya bir misafirhanedir. Hepimiz vaktimiz dolduğumuzda güneşe göçeceğiz. Hassaten Anadolu bin yıllardır çeşitli misafirlere kervansaraylık yapmıştır. Yapmaya devam edecektir. Bunu hiçbir güç değiştiremez. Coğrafya, devletlerden de güçlüdür.  Lütfen ya hu? Kendisini savunamayacak durumdayız. Selamlar. Sağlığınıza dikkat ediniz. Şarkı olarak da Theo Angelopoulos’un Saddam’ın zulmünden kaçıp Yunanistan’a sığınmaya çalışan Kürt mültecilerin anlatıldığı Leyleğin Geciken Adımı filmi için Eleni Karaindrou’nun Refugee’sTime parçasnı öneriyorum.

25 Ocak 2020 Cumartesi

Elazığ Depremi

24.01.2019 tarihinde sınırları içinde doğup büyüdüğüm Elazığ ve Malatya illerini etkileyen 6.7 büyüklüğündeki deprem sebebiyle ölen hemşehrilerime güneş, yakınlarına sabır, yaralanan hemşehrilerime sağlık, korkanlara cesaret; söz konusu faciada evlerini kaybedenlere bu soğuk kış şartlarında şans dilerim. 25.01.2020, İstanbul, Cihat Duman

30 Ekim 2019 Çarşamba

Joker Filmi


Joker adlı filmi izledim. Bir kurmacada adı geçen kötü karakteri başka bir kurmacada kahraman yapmışlar. Aslında kahraman mı yapmışlar anti kahraman mı yapmışlar tartışılmalı. Sinema sanatında asıl malzeme olan insan bedeni iyi kullanılırsa film güzel oluyor. Dolayısı ile bir filmde figüranlardan başlarım oyuncuları dikizlemeye. En son baş karakter gelir nazarı dikkatime. Bu filmde Joker’in kadını takip ettiği sahnede caddeden geçen vatandaşların jestleri çok iyiydi. Bu iyilik, baş karakteri oynayan Phoenix’e kadar ilerlemiş. Adam bayağı da zayıflamış olmalı. Güzel de dans öğrenmiş. Elinden geleni yapmış. Yönetmen de güzel yönlendirmiş. Fakat şu hataya düşmeyelim. Bu oyuncu milletinde deliyi oynamak bir hayaldir ve fırsat ellerine geçtiğinde tuhaf bir doğallık ve kolaylıkla bunu yapabilirler. Bu milletin ikinci hastalığı sette bir aynaya bakarak kendi ile konuşma ve çıldırmadır. Sinema tarihinden örneklerini görürsünüz. Hatta seti mekân dışına çıkarıp sahneyi defalarca tekrarlayabilirler. Yönetmen masada en beğendiğini seçer falan filan. Deliyi oynamak bazen kolaydır evet, ama kötüyü oynamak her zaman zordur. Phoenix’i bu anlamda tebrik etmek gerekir. Eğer bir başarısı varsa kötüyü oynayabildiği içindir. Deli temsiline şerhimi koyuyorum. Buraya daha sonra geleceğim. Unutturmayın.

Gelelim psikozlu yapının (filmde bir yerde paranoyak şizofreni diye geçiyor) kriminal hale gelmesine ve psikozuna sebep olan şeylere. Filmde çocukken başına gelenlerle psikoz arasında, psikoz ile suç arasında, suç ile devrim arasında bir bağlantı kurulmuş. Filmi yazan kafa bunu böyle kurmuş, çok net. İlk soruna çözümü bir psikolog getirebilir. İkinci soruna çözümü bir hukukçu verebilir. Üçüncüye ise “yetmez ama evetçi” bir solcu yorum getirecektir. Gördüğünüz üzere, bu üç düğümün çözümü için Türkiye sınırlarında yaklaşık (kapsama kümeleri ile birlikte) 240 milyon insan bulunmaktadır. Yarısı çocuk olsa eder 120 milyon uzman. Her travma yaşayan nevrotik ya da psikotik olmaz. Olsa bile suç işlemeyen deliler de vardır. İşleseler bile bunun sonucu halk ayaklanmasına dönmez. Fakat aradan ikinci sorunu çıkardığımızda, mesela delilerin devrim yaptığını (peygamberlere bakın) görmüştür dünya. Masum deliler. Dayanamıyorum, tehlikeli sulara giriyorum yine, kestim.

Gelelim yukarıda söz verdiğim meseleye. İnsan etinin en muazzam kullanımı olan oyunculuk, sanatın da en güzide köşesinde kendisine yer bulur, itibarlıdır. Bir başkasının yerine geçme sadece o kişinin sesini ve mimiklerini taklit ederek gerçekleşmez. Kanın boşaltılıp aynı kan grubunun kalbe pompalanmasını, bütün kemiklerin kırılıp taklidi yapılan kişinin iskeletine bürünülmesini de gerektirir. Bir oyuncuyu yürüyüşünden tanırız, yürüyüşünü değiştiren kişi, DNA’sını da değiştirmiş demektir. Buraya kadar okey. Psikoz yani bilincin yarılması da yukarıda iyi oyunculuk hakkında söylediklerimize benzer özellikler taşır. Psikotik empatisini kaybetmiş durumdadır. Kendisini zaten başkasının yerine geçirdiği için karşısındaki ile özdeşleşemez. Libidosu, hayat enerjisi kendisine yönelmiştir. Önemli hisseder. Olmak istediği kişi olur, süper ego zayıflar. Sizden sürekli sigara ister, istemekte haklıdır. Konuşmanıza izin vermez, söylediklerinizi hafife alır, ezberden konuşuyor gibidir. Evet, oyuncular da metni ezberledikten sonra ezberden konuşurlar elbette. Daha çok var, yukarıda bahsettiğim uzmanlar bunu çok iyi bilir, 120 milyon kişi, Türkiye’de. Dolayısı ise benim filmi beğenmeme sebep olanlar sizinkinden biraz daha şey idi. Bunları düşündüm. Ha, bana kalırsa, deliler devrimin başına geçemezler, genelde devrimi yapanların başındakiler, sonrasında muhakkak delirirler. Bunun filmini yapmak politiktir işte. Diğeri sanat oluyor. Gerçi O da politik.

Oyunculuk sanatı, psikozu tetikliyor olabilir. Tartışmalı bir sınır var orada. Böyle rolleri oynamak hem cesaret hem yetenek gerektiriyor. Phoenix’i tebrik etmek gerekir elbette, eğer psikotik değilse. Bir kere de ekranlarda kendimiz olalım bakalım demediyse?

Cihat Duman, 30.10.2019

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...