Bu Blogda Ara
30 Aralık 2011 Cuma
26 Aralık 2011 Pazartesi
esin abla dünyaya göçtü
veda etti yarın bu dünyadan dün gidecektik
kimsenin tutmadığı bir takım yıldızıydık birlikte
hiç bir zamanın yakışmadığı gülümsememizmi anlatacaktık
olsa da olur olmasa da olmaz bir hayatım kenarından
yarattğım yoldan dik dik kat be kat yaktın soğurken esin abla
bizi tanrım buz gibi sularda yakacak ve rahatlayacak nefsimiz
yediğimiz ve yemediğimiz tatlıları affedecek korkma sakın
belki yenen üç kaşık dondurma seni ve gülmen yakacak
hareketsiz seviyor olabiliriz sade şekerli türk kahvesini şimdi
şimdi duruyor da olabilirim senin resminde kendime kıyam
donmuş ve ağlıyor taklitleri yapıyorum görürsün diye
bir kere ölsün uzulmeyi istedim senin için önemlisin
bir damacana yaş akmıyor ellerimden sen bu kadar kurudum ve
bu kadar haşroldum senin banal aleminde ve lacivertlerle
tanıdım ve tanımadım ve sevmediğim ve istediğim ve berberliğe
daldım daldım demek ben de sonunda ensana hayroldum gibi
tövbelerden nefreti sevdik ve her şey silindi esin abla günahsızız
şimdi bir damla öpücük akıyor gözlerimden sana doğru
akamıyor mu yoksa ayrı yerlerde öldük daha göremeyeceğim
anlayan, seven, gülen ve din'liyor rolünde en iyi kadın oyuncuyduk
yaratıcı oyuncu ve de haksızsın haksızız kimseye bulaşmadık
ne mutlu sana hiç bir şeyim yok üzerimde esin abla
gözlerimden seslerin akmaya başladı kendime geldin mi
geçerken uğrayan komşuların hepsi yalan dedikodular
beni hiç anlamadın esin abla ve dediklerimin hepsi aslında yalan
bana üzülürken ve ağlarken ne kadar da kendime benziyordum
şimdi içerideyim ve haşrolanların hayatını dedikodu yapıyorum
sözleştiğimiz gibi elimde çekirdek ve soda da var hem
senin hayatına gelince bakmıyorum ayıp sahneler var
ve sen her şeyi mi gördün
yaşadığım her rezilliği ve rüsvalığı ve haksızlığı
üzülmedin esin abla biliyorum yaptığın sempatiydi
çünkü bana venezuellada yaşayan karıncalar ağlamadı
ne çok sevdik esin abla ne çok şekerlendik turşular gibi
rahatsızsın biliyorum çünkü bunun öznesi olduğundan
sana bir mevlid yazmak istedim abdestsiz okunmayan
el üstünde taşınan ve gözyaşlarıyla okunan bir şey istedim
her olanın ardından okunacak nicelikte ölelim beraber
sana bir kuran yazacaktım yüzlerce ayet taşıdık dünyadan
bıraktığım bu piç yüzünden affet ve rüyanda beni gör
iyi geceler
Şeyma Aydın, Yeniyazı Dergisi, 11
17 Aralık 2011 Cumartesi
Hukuk Muhabirleri Paradigmasında Seks Hukuku ve Boşanma Haberleri
Weaving spiders come not here DEMO by DigitalNative614
Bu sabah gene komikcinsel bir hukuk olayı ile neşelendik sevgili dostlar. Gerdek sendromu denen şey yüzünden bir yuva daha yıkıldı. Çanakkale’de olan bu olay… Acı tabii. Ama benim dağıtan tarafı gazetelerin birbirinden farklı haber yapması. Biz hukukçuların bile içinden çıkamadığı olayları öyle güzel düzeltip anlatmışlar ki… Cehaletin, kurnazlığın bu kadarına da pes. Örneklerle açıklayayım. Önce Sabah Gazetesi’nin Ersan Atar’ın imla ve yazım yanlışlarıyla dolu haberine bakıyoruz.
Kadın evi terk etmiş. Adam da “TERK” sebebi ile dava açmış. Çanakkale Yerel mahkemesi davayı reddetmiş. Yargıtay hukuk dairesi ise hayır efendim bunları boşamalıydınız demiş. Mahkeme ise bu karara direnmiş. Direnince olay bu kez Yargıtay Hukuk Genel kuruluna gitmiş. Genel kurul da boşayın gitsinler demiş: Sevişmesiz evlilik mi olur?
Şimdi Hürriyet Gazetesi’ne bakıyoruz.
Kadın evi terk etmiş. Adam da “TERK” sebebi ile dava açmış. Mahkeme ise şunu demiş: Mahkeme kocayı kusurlu buldu ve dava bitene kadar eşine tedbir nafakası ödemesine karar verdi: “Evlenmenin sosyal amacı yanında daha önemli olarak nesli devam ettirme ve cinsel arzuları tatmin etme gayesi de vardır. Kocanın fiziksel sorunu olmadığı belgelenmiştir. Cinselliği beklemek için kadını zorlamak açık bir haksızlıktır. Bu koşullar altında evliliğini devam ettirmesi beklenemez.”
Yerel Mahkeme adam sağlam diyor. Adam sağlam olduğu halde kadınla yatamamış. Bu koşullar altında evlilik olmaz. Yani Yargıtay ile aynı şeyi söylüyor. Sevişmesiz evlilik olmaz diyor. E peki bunlar aynı şeyi söylüyorsa neden birbirlerine giriyorlar. Yerel mahkeme ile Yargıtay arasında da mı sancılı bir ilişki var yoksa. Yoksa bizim habercilerimiz mi cahil. Hukuk terimlerini çok mu basite alıyorlar. Neyse efendim devam edelim Hürriyet’ten Oya Armutçu’nun haberine: Yargıtay Dairesi ise mahkemenin bu görüşüne ters karşılık veriyor. Adamın malafat sağlam, dolayısı ile bunlar ilerde birleşebilir. Mahkeme ise direniyor. Bunun sonucunda Yargıtay Genel kurulu terk nedeniyle boşanma sebebinin oluşmadığını söyleyerek mahkeme kararını bozuyor. Yani sonuç: Sevişmesiz Evlilik olur.
Bu olaydan bir şey anlayan var mı arkadaşlar. Benim anladığım kadarıyla şiddetli geçimsizlik (MK 166) sebebiyle açılması gereken bir dava Terk (MK 164) sebebiyle açılmış. Sonra yerel mahkeme tazminat için bi kusur karşılaştırmasına gitmiş. Kusuru belirleyip tazminata hükmedecek ya. Sonrasını ben bulamadım. Ne olmuş burada. Neden bu kadar karışmış ortalık. İki insan evlendikten sonra cinsel ilişkiye giremiyorlarsa bunları ayırırsın biter. Zaten bi boşanma sebebidir bu. MK 166/1 açık: Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Olayda temelinden sarsılmış bir evlilik var. O değil de bu olaydan ben bir şey anlamadım.
Sabah Gazetesi:
Yerel Mahkeme Kararı: Sevişmesiz evlilik olur. Boşanmasın.
Yargıtay Hukuk dairesi: Sevişmesiz evlilik olmaz. Boşansın.
Yargıtay Genel Kurulu: Sevişmesiz evlilik olmaz. Boşansın.
Hürriyet Gazetesi:
Yerel Mahkeme Kararı: Sevişmesiz evlilik olmaz. Boşansın.
Yargıtay Hukuk dairesi: Sevişmesiz evlilik olur. Boşanmasın.
Yargıtay Genel Kurulu: Sevişmesiz evlilik olmaz. Boşanmasın
Bizler olayın içinde seks olunca cumburlop atlarız. Memlekette evliliklerin hemen hemen %30’unda gözlemlenen bir şeydir bu performans anksiyetesi. Birçoğu tedavi ile çözülür. Birçoğunun başka başka yöntemleri vardır. Düşük kalitedeki sitelerde aranan bir tamlamadır mesela “ten uyuşmazlığı”. Neyse bunlar derin mevzular. Ne diycem. Bu muhabir arkadaşlar hukuk haberleri yaparken neden bu kadar cesurlar? Neye güveniyorlar? Muhabirci özgüveni diye bi şey mi var ki yukarda yazdığım rezillikler yapılıyor. Basit bir haberi aktaramadıkları gibi seks’i milletin gözüne sokayım diye asıl meseleyi de aktaramamışlar. Biz hayal kuvvetimizi kullanıp olayın aslına gitmeye çalışıyoruz. Ya da gidip Çanakkale’de bu fantastik olayın peşine düşeceğiz. Muhabirlerin yeni görevi mi bu? Vatandaşı haberin peşinden bi yerlere götürmek mi?
15 Aralık 2011 Perşembe
Sinirimden 3 Kilo Verdim
Çağlayan Adliyesi hakikaten çok büyük ve yorucu. Gereksiz bir yapı. Buradayım. Bugünüm. Elimde 40-50 sayfalık bir balya var fotokopi sırasında. Arkamdan nüfus cüzzamını uzatıyor. “İzin verir misiniz benim bir tane, sizin bin tane. Önce ben çeksem” diyor.
Senin gibi 40 kişi gelse ne yaparım peki ben. Neden bana sözcüklerinle saldırıyorsun dişi avukat. Bu baro odasını sana yamalarım bak. Neden benimle konuştun. Neden bana dışarıdan müdahale edildi. Neden acı çektiriyorsun. Senin gibi 40 kişi gelip izin isteyebilir. Senin gibi 40 kişi gelip beni cima edebilir. Bunu hak edecek ne yaptım. Namusumla sıramı bekliyorum, fotokopimi çekeceğim. İşimdeyim gücümdeyim. Neden bana sözcüklerinle saldırıyorsun?
“Ben sizi rahatsız etmeyeyim buradan çıkmak istiyorum dedim. Sizin gibi 3-4 kişi gelse her halde bana sıra gelmez” dedim. Ve sıra bana gelmişken adliyedeki başka bir fotokopi fabrikasına gitmek üzere yola çıktım. “E çıkın efendim” diyerek/ses çıkararak kendisini haklı çıkarmaya çalıştı. O an zayıfladım işte. 3 kilo verdiğimi düşünüyorum. O fotokopi sırasından sonra kadife pantolonum belimden düşmeye başladı. Sinirimden 3 kilo verdim.
Bi kereler de tuvalet sırasında acı çektirdiler bana. Arkamda bekleyen şahıs sıra bana gelmişken içerideki işini çabuk görsün diye kapıyı dövüyor. İçerideki ise işini bitirip çıktığında gözleri ile bana bakıyor. Ses çıkarmıyor. Genelde böyle oluyor. Gözleriyle bana bakıyor. Ben ise arkamdakine bakamıyorum. Olayı örtbas etmek için kendimi tuvalete atıyorum.
Gerizekalıhayvan, insan hiç tuvalette fuzuli durur mu? Neden kapıyı çalıyorsun. Acelen olabilir. Çalman neyi hızlandıracak. Adam ya işiyor ya da sıçıyor. Ya da ağlıyor. Ya da kusuyor. Başka ihtimal var mı? Yok. E bunları daha acil yapmak mümkün mü? Yok. Neden çıkan adama beni mahçup ediyorsun? Ben çalmışım gibi bana bakıyor?
12 anthem by emancipator
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir Mezarlık Komedisi: Gassal
Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...
-
Beni odana götür ve düz. Senin sözcük dağarcığında İnsanda arzu yaratan Tarifsiz bir şeyler var. Philip Dick, Le Bal des Schizos* ...
-
(Yazı şahsi kin gütme yazılarından biridir, edebiyatla alakası yoktur. Şahıs, açlık grevleri için imza toplarken benden imza istememiştir...
-
Birhan Keskin şiiri ile tanışmam 2007 yılına denk düşüyor. Y’ol adlı kitabının ilk sayfasına on.dört.2007 yazmışım. Sonrasında çıkardığı...


