[...]
Hâkimler devletin adalet elidir. Önünde el pençe, başın eğik durursan iyi halden ceza indiriminden yararlanma olasılığın ihtimal dâhilindedir. Ama ağlak bir çift gözle “pişmanım” itirafıyla bu ihtimal gerçekleşmeye daha da yaklaşır. Ama kim bu? Bre saray muhafızları adaletin! “ya da pişman değilim” başlığıyla kucağında karpuz, değil ama bir cezaevi görüntülü duvara yaslanmış şekilde bizi karşılayan: Cihat Duman… Bu görselle Türk şiirine karpuza iade-i itibar kazandıran şair… Zekice düşülmüş bir kapak. Şiiri hakkında bize fikir veriyor. Okuru şiirine hazırlıyor. Karpuzun akıbetini bir söyleşide şöyle açıklıyor: “…Sonra karpuzla birlikte bir çay evine gittik. Karpuzu kestik, insanlara ikram ettik. Hayırlara vesile oldu yani.” (Gerçek Hayat) Buradan anlaşılıyor ki karpuzla herhangi bir duygusal bağ geliştirmemiş. Karpuzu işine yaradığı kadar kullanmış şiirindeki diğer öğeler gibi. ya da pişman değilim, annesinin “Pişmanım.” demesiyle bitiyor. Bunu kendisine sordum bu yanıtı aldım. “Son zamanlarda aileye pek de uyum sağlayamadığım için, kan uyuşmazlığı gibi bir şey oldu. Birkaç kere annemin ağzından seni doğurduğuma pişmanım sözünü işittim.”
Kitabı okudum. Hoşuma gitti. Teorik yazı, gereksiz alıntılar, küçük küçük dipnotlar, içler dışlar çarpımı, hurufi ilişkilere girip, yani şiirde arkeolojik çalışmalar yaparak şaire, okura, okumayana ve okumayacaklara haksızlık etmek istemem. Hatta şiir uzun bir süre sit alanı ilan edilmelidir diye düşünüyorum. Kazılar yasaklanmalıdır. Çünkü arkeologlarımız şekeri Şam’a taşırken tuz kalıyor şerbete.
Kapak görselinden dolayı biliyoruz ki birazdan bir ironistin dünyasına dalacağız. Fakat şunu da bilmeliyiz ki ironi, başta Baudrillard ve Jamesson gibi düşünürlerce modası geçmiş bir yöntem olarak adlandırılıyorlar. Onlara göre, ironi de ifşa olmuş bir dünyada artık imge işlevi görmekte ve imgenin başına gelen geçersizlik hastalığıyla malul olmaktadır.