Bu Blogda Ara

istanbul film festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul film festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2011 Pazartesi

Film-Kerem Topuz

Kerem Topuz’un ilk uzun şeyli filmi “Film”, festival sayesinde tarafımızca az önce izlendi. (Kerem Topuz’un camiamızca daha önce Luindigirra Dergisi aracılığıyla tanındığını ekleyelim.) Bağımsız sinema kategorisinde değerlendirilecek filmde Kemal Mutlu isimli çaylak yönetmen sürekli film çekerken eve bir gün ansızın İzzet gelir. İzzet, Kemal’in ev arkadaşının arkadaşıdır. Kemal’in ev arkadaşının arkadaşı pek sessiz sakin ve çekingen olduğu için adını anmaya değer görmüyoruz.  İzzet hapisten yeni çıkmış martavalları ile gönülleri şenlendiren bir tiptir. İzzet’in gelişi ile zaten filme başlamış olan Kemal İzzet’in şaşkınlığına rağmen çekimi sürdürür. İzzet hapishane anılarını ve gelecekteki planlarını diğer iki kahramanı ve seyirciyi neşelendirerek anlatmaya koyulur. İş teoride kalmaz. Alkolün ve hapların etkisiyle pratiğe dökülür. Kemal ve İzzet kendilerini dışarı atarak çekimlere dışarıda devam ederler. Ve sonunda bir gece kulübünü basarak oradan bir kadın kaçırıp eve getiriler. Gelişen olaylar yerini sonuca ve drama bırakmaya başlar. Birileri ölür.

Kurmaca ile doğaçlamanın karıştığı yerlerde seyircinin de kafası karışır. Yönetmenin de film sonrası açıklamasından anladığımız kadarıyla bir çok diyalog spontane gelişmiştir. Özellikle İzzet rolünü oynayan Özgür Emre Yıldırım’ın fizyonomisi ve yeteneği bal gibi damlar kalbe. Ortalama bir suçluyu mükemmel seviyede yansıtır Yıldırım. Diğer oyuncuların da ondan eksik yanı kalır yoktur doğrusu.

Kemal, filmi aynı zamanda suça sürükleyecek fikrin babasıdır. Kemal’in düşüncesine göre “her insan zaten bir oyuncudur”. Olaylara müdahale etmemek ve seyirciye yansıtmak gerekmektedir. Kemal bu düşünceleriyle filmin anti kahramanıdır. Olayların kontrolden çıkmasına izin verir. Bununla birlikte “yönetmenlik” statüsünü de İzzet’e kaptırır. Elinde silah olan İzzet yönetmen Kemal’i de yönlendirmeye başlar.
Film içinde film. Uçuran şeyler bunlar. 

FİLM | Yönetmen: Kerem Topuz / Oyuncular: Öznur Kula, Özgür Emre Yıldırım, İlker Savaşkurt / Türkiye / 2011 / 35 mm / Renkli / 87’ / Türkçe; İngilizce altyazılı

Film, sıradan hayatlarının rutin gidişatını kabullenmiş, geçmişlerini pek kurcalamayan iki ev arkadaşının geleceğinin bir gece ansızın çalan kapıyla nasıl değiştiğini anlatan bir aksiyon-gerilim. Film çekme hevesiyle amatör bir kamera alan Kemal Mutlu, durmadan çekimler yapmaktadır. Bir gün aynı evi paylaştığı Nuri’nin arkadaşı İzzet çat kapı geliverir. Kemal, sempatik görüntüsünün altında tam bir psikopat olan İzzet’i ilginç bulup hayatını filme almaya karar verir. Bu arada, İzzet, alınmadıkları bir barda olay çıkartır ve oyuncu Öznur Kula’yı rehin alır. Kemal aradığı kadın oyuncuyu da bulmuştur ama filmi hiç beklemediği bir yönde ilerler. (http://film.iksv.org/tr/film/49)


8 Nisan 2011 Cuma

Buz Sesi – Le Bruit Des Glaçons

Tipik halüsinasyon filmlerini andırsa da Buz Sesi’ni ayrı kılan iki şey var: Şizofrenliği olması gerektiği gibi komikleştirmesi ve oyuncuların ara sıra kameraya bakarak uyguladığı özfarkındalık.  Alkol bağımlısı yazar, karısı tarafından terk edilince bir köy evinde hizmetçisi ile birlikte yaşamaya devam ediyor. Sonra bir gün –filmin en başında- “Merhaba ben sizin kanserinizim, beni sadece siz ve sizi gerçekten sevenler görebilir” diye adamın hayatına giriyor. (Kanseri biz de gördüğümüze göre biz de esas oğlanı seviyoruz demektir. Öyle olmak zorunda değil mi?) Filmi bana sevimli gösteren şey (ki hiçbir yenilik barındırmamasına rağmen) kolaj, geriye dönüş, öznelerarası anlatım gibi şeylerin aynı anda denenmiş olması.  Sık sık zaman ve mekândan kopuş yaşıyoruz. Üstelik kopuşu sadece seyirci değil, beyin tümörü kanseri, adam, meme kanseri, kadın hep beraber de yaşıyoruz. Onlara yaşatılana da şahit oluyoruz. Onlar da seyirciye şahit oluyor. 1939 doğumlu Bertnard Blier, yaşı dikkate alındığında oldukça genç bir film yapmış. Ama yeterince genç değil. Nihayetinde alkolik yazar ile meme kanseri hizmetçinin kanserlerini yenişine ya da aşk karşısında kanserlerine yenilişine tanık oluyoruz. Filmden bir 
laf kopartarak veda edelim: “Hiçbir şaka komik değildir.”

BUZ SESİ | Yönetmen Bertrand Blier / Oyuncular Jean Dujardin, Albert Dupontel, Anne Alvaro / Fransa / 2010 / 35 mm / Renkli / 87’ / Fransızca; Türkçe 
altyazılı


2010 Venedik Venice Avrupa Sinemaları-En İyi Avrupa Filmi

Bu, kanserin şahsen ziyaret ettiği bir adamın hikâyesi. “Merhaba” der kanser, “Ben senin kanserinim, birbirimizi tanımamızın iyi olacağını düşündüm...” Kötü bir şaka gibi gözükse de şaka değil. Kanser adamın evine taşınır. “Öldür onu!” Adamın aklına gelen ilk tepki budur; “Ne kadar arkadaş canlısı olsa da şu aptal kanseri öldür. Damdan aşağı at!” Ama kanser ölümsüzdür. Her seferinde kalkar ve adama yapışır. Bir başka tabuyla olağandışı bir biçimde uğraşan karadan da kara bir komedi... (http://film.iksv.org/tr/film/92)

3 Nisan 2011 Pazar

Polonya Yapımı-Made In Poland

İstanbul Film Festivalinde ikinci gülü de geride bıraktık. Festival kapsamında gittiğim filmlerden anladığım kadarıyla kötü film uğramamış/uğramayacak festivale.  Bu çok iyi. Yönetmenliğini Przemyslaw Wojcieszek’in yaptığı Polonya Yapımı (Made In Poland) adlı film beni hayli keyiflendirdi. Yönetmenin adını ben de copy paste yaparak yazdım panik yapmayın gençler. Yazılışını ve okunuşunu ezberlemek zorunda kalacağımız bir yönetmen geliyor ama. Filmin öyküsü çok basit. Sistemin kafasını bozduğu adamlardan biri olan Bogus (Piotr Waver Jr) bir sabah kalkar ve alnına Fuck Off yazılı bir dövme yaptırır. Eline geçirdiği sopayla etrafı kırıp dökmeye başlar.  Büyük bir zevkle otoparktaki arabaların camlarını yere indirir, kaportalara şiddetin neşesini nakşeder. Nitekim arabalardan biri mafya babasına ait olması ve arabalarının masraflarını talep eden mafyaya karşı savaşırken eski edebiyat öğretmeni bir şairden yardım istemek zorunda kalması olayı renklendirecektir. Alışveriş merkezlerindeki ayinden sonra kiliseye gelip günah çıkaran yavşak bilinç, kahramanımızı adeta çığırından çıkarır. Apartmanların önünde “devrim” diye bağırır. İsyan (!) sırasında karşısına ilk çıkan insanın ceza kanununu ezbere bilen tekerlekli sandalyeye mahkûm bir insanın olması ise hayli şaşırtıcı değildir. Kahraman ilk etapta bu yaralı ve sakat yasaya eziyet etse de daha sonra onu yanına alacaktır. Hatta filmin sonun doğru tek yoldaşının bu yaralı yasa’nın olduğuna şahit olacağızdır. Kahramanın diğer arkadaşı ise eski edebiyat öğretmeni şairdir. Şair, hayattaki tüm sorunların çözümünü şiirde arayan bir salaktır. Alkolik olduğu için karısı tarafından terk edilmiş bu şair, kahramanımıza şiirle değil, yumrukları ve sahafiye değeri olan plaklarıyla katkıda bulunacaktır.

Polonya Yapımı renkli, hoş, deneysel bir kara mizah filmi. Çekim teknikleri bakımından da göz dolduruyor. Parçalı ve düzensiz bir anlatım var. Siyah beyaz ve kırmızı renklerde çekim yapılmış. Geçişler arasında maddeler halinde sıralanan manifesto gibi şeyler de hayli düşündürücü. Kahramanla empati kurmamak mümkün değil. Buna hem fizyonomosi hem de oyunculuğu müsait.

Yönetmenin de iştirak ettiği gösterimde yönetmene bir soru da ben sordum: Ceza kanunun ezbere bilen bir sakat vatandaş ile Kafka arasında bağlantı kurabilir miyiz diye. Güzel cevap verdi. Grotesk bir tekniği olduğunu ve Kafka’nın kahramanlarıyla bağdaştırabileceğimizi söyledi. Daha başka hoş şeyler de söyledi de unuttum.

Nihayet, filmin bir gösterimi daha var. İlk iki günlük izlenimlerimden anladığım kadarıyla bu film kaçırılmaması gereken ve festival filmi özellikleri gösteren bir festival filmi.


POLONYA YAPIMI | Yönetmen: Przemyslaw Wojcieszek / Oyuncular: Piotr Waver Jr, Janusz Chaior, Przemyslaw Bluszcz / Polonya / 2010 / 35 mm / Siyah-Beyaz ve Kırmızı / 90’ / Lehçe; İngilizce ve Türkçe altyazılı
2010 Era New Horizons Festival (Polonya) En İyi Yeni Polonya Filmi 
Kendine “Canon 5D MKII ile kuşanmış bir asker” diyen yönetmen Wojcieszek, ülkesinin siyasi, dini ve sosyal tutumlarının punk-rock bir eleştirisi olan kendi oyununu sinemaya uyarladı. The Clash, Sex Pistols ve Massive Attack’ten şarkılar eşliğinde akan film, bir zamanlar rahibin yardımcısı olan on altı yaşındaki lise terk Bogus’u izler. Bogus bir sabah uyandığında alnına “Siktir Git” dövmesi yapar, tanrıya karşı hayal kırıklığı içinde etrafı kırıp döker, kendini sisteme satan “fahişelere” karşı kendi devrimini başlatır. (
http://film.iksv.org/tr/film/173)

18 Mart 2011 Cuma

30. İstanbul Film Festivali Başlıyor











30. İstanbul Film Festivali başlamak üzere. (http://film.iksv.org/tr) Yarın satışa çıkacak olan biletleri almaya gitmeden önce festival kitapçığını inceledim. Sonra da youtube’tan fragmanlarına baktım. Şu 20 filmi merak ediyorum. Bir kısmı mizah/kara mizah olduğu için diğer kısmı ise ağırlıklı olarak insan hakları ile ilgili olduğu için seçildi. Filmlerin üstüne mause ile basınca film ile ilgili bilgiler çıkıyor.

Uluslararası Yarışma:

Sinemada İnsan Hakları Yarışması:

Türkiye Sineması:

Yıllara meydan okuyanlar:

Geceyarısı Çılgınlığı:

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...