Bu Blogda Ara

17 Şubat 2011 Perşembe

Feriz'in Devleti

devletimiz
derin ve ormanlıktır

yasalardan kasalara bir ırmak
yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinmiş
bir cumhuriyet
şırıl şırıl akıyor devletimin suları
devletimin geçenden kırk akçe köprüleri

devletimizin resmi dili kemiksizdir.
sen kendi dilini, çok uzamasın ferizciğim.
devletin acı biberleri, devletin dil kesmeleri. Kaldırımlarda kan.
güzel kurşunları da oluyor, insan devletini sevince.

şüpheli paketleri itina ile havaya uçuran devletimiz.
kurban derilerini güzel toplayan devletimiz.
failleri meçhul devletimiz.

devletimiz
güzel ve sınırlıdır

sen kendi sınırını ferizciğim, kendi devletinden geniş çizersin ve çizmeyi
aşarsan ve oyunu devlete vermezsen, olur mu ama ferizciğim, zaten
b’ölecekti diye geçmeni kayıtlara hiç ister miyim, ben seni çok
seviyorum, insan devletini sevince.

iki dilimiz de olsa
birini devlete çıkarmamalıyız
akıllı ol ferizciğim.


Feriz Şahin, karayazı 14

12 Şubat 2011 Cumartesi

Otobüsler İnsan Taşır Ve Ben kendimi Düşünürdüm

Sevgili İnternet,
İki hafta önce adliyeye gidiyorum. Otobüste cam tarafına oturdum, çıkardım Zizek okuyorum. Totalitarizm ile ilgili bir kitap. Böyle esprilerin kesildiği bi yerde uyumuş kalmış olabilirim. Yanımda adam oturuyordu. Uyumuşum. Bi baktım bi ses, kadın sesi: “toparlanır mısın?” Allah Allah uyku uyanıklık arası kafamı cama dayamışken “ toparlanır mısın?” çevirdim başı sola. Anam gibi baş örtüsü anam gibi pardesü, anam gibi 100 kilo. Ama bana tekil davranıyor. Toparlanır mısın? Yani ben başımı zaten cama daymışım. Toparlanacak yer kalmamış. Üstüne çıkmışsın, yetmemiş, 100 kilosun. Geniş kalçaların var. Çok doğurmuşsun. Sığmıyorsun. Utanmadan bi de o toparlak halinle bana toparlanır mısın diyorsun. Anama benzemese karıyı boğacaktım. Ama içimden konuşmaya devam ettim. Fırsat bu fırsat Cihat dedim. Bu meseleyi burada çöz. İnişte buna şişko diye bağır kaç. Olmaz o. O çok ayıp olur. Ceza, suçu aşar. Ama dedim aşmaz. Suçu büyük bunun. Anam da şişko ama gurur duyuyor. Bu muhtemelen utanıyor. Vücudu ile barışık olmayan bu. Bu çok TV izliyor. Bu, kocasının kendisinden nefret ettiğini yeniliyor kendine. Sense elektronik müzik dinliyorsun. Bu, kocasının sürekli kendisin zayıf karılarla aldatacağı korkusuyla yaşıyor. Bu kendine kendi ediyor. Sen elektronik müzik. Zarar rızasıyla girene merhamet edilmez. Ağzına sıç bunun dedim Cihat. İntikamını al. Sonra bunu yazarsın dedim. Yazmak niye var. Hayda. 10 dakka da buna gitti. Yazmak bu yüzden var. Baş belaya girmesin diye. O an işte bu yazıyı yazacağımı hayal ettim. İntikamdan vazgeçtim. Abla derim bu tiplere. Ama buna “teyze” dedim. –cim eklemedim. 45 yaşında ve 100’ü aşan kilosuyla bu canlıyı affettim. İndim işime gücüme baktım. Akşam da insanlara anlatıp rahatladım zaten.

11 Şubat 2011 Cuma

Günaha Nasıl Girilir Ya da Pişman Değilim- Ercan Y. Yılmaz

Yazının tamamı Hayal Dergisi'nin Ocak-Şubat-Mart 2011 tarihli 36. Sayısındadır.)


[...]


Hâkimler devletin adalet elidir. Önünde el pençe, başın eğik durursan iyi halden ceza indiriminden yararlanma olasılığın ihtimal dâhilindedir. Ama ağlak bir çift gözle “pişmanım” itirafıyla bu ihtimal gerçekleşmeye daha da yaklaşır. Ama kim bu? Bre saray muhafızları adaletin! “ya da pişman değilim” başlığıyla kucağında karpuz, değil ama bir cezaevi görüntülü duvara yaslanmış şekilde bizi karşılayan: Cihat Duman… Bu görselle Türk şiirine karpuza iade-i itibar kazandıran şair… Zekice düşülmüş bir kapak. Şiiri hakkında bize fikir veriyor. Okuru şiirine hazırlıyor. Karpuzun akıbetini bir söyleşide şöyle açıklıyor: “…Sonra karpuzla birlikte bir çay evine gittik. Karpuzu kestik, insanlara ikram ettik. Hayırlara vesile oldu yani.” (Gerçek Hayat) Buradan anlaşılıyor ki karpuzla herhangi bir duygusal bağ geliştirmemiş. Karpuzu işine yaradığı kadar kullanmış şiirindeki diğer öğeler gibi. ya da pişman değilim, annesinin “Pişmanım.” demesiyle bitiyor. Bunu kendisine sordum bu yanıtı aldım. “Son zamanlarda aileye pek de uyum sağlayamadığım için, kan uyuşmazlığı gibi bir şey oldu. Birkaç kere annemin ağzından seni doğurduğuma pişmanım sözünü işittim.”

Kitabı okudum. Hoşuma gitti. Teorik yazı, gereksiz alıntılar, küçük küçük dipnotlar, içler dışlar çarpımı, hurufi ilişkilere girip, yani şiirde arkeolojik çalışmalar yaparak şaire, okura, okumayana ve okumayacaklara haksızlık etmek istemem. Hatta şiir uzun bir süre sit alanı ilan edilmelidir diye düşünüyorum. Kazılar yasaklanmalıdır. Çünkü arkeologlarımız şekeri Şam’a taşırken tuz kalıyor şerbete.


Kapak görselinden dolayı biliyoruz ki birazdan bir ironistin dünyasına dalacağız. Fakat şunu da bilmeliyiz ki ironi, başta Baudrillard ve Jamesson gibi düşünürlerce modası geçmiş bir yöntem olarak adlandırılıyorlar. Onlara göre, ironi de ifşa olmuş bir dünyada artık imge işlevi görmekte ve imgenin başına gelen geçersizlik hastalığıyla malul olmaktadır.

1 Şubat 2011 Salı

kitap-lık dergisi 146


DOSYA:
FERİT EDGÜ
Söyleşi: Murat Yalçın - “İyi bir kitap bizi dünyaya götürür”
Demir Özlü - “Monsieur Edgü Au Téléphone!”
Mehmet Rifat - Bir Yazı Saatinin Tik-Takları ya da Kendi Anlatımıyla Ferit Edgü
Ali Teoman - Sessizliğe Övgü
Faruk Duman - Çığlığı Atan Kimdi?
Mahmure Kahraman - Kimse ve O / Hakkâri’de Bir Mevsim Romanlarında Folklor Öğeleri
Tunç Tayanç - Ferit Edgü’nün “Ada”sına Yolculuk

ŞİİR
Ebubekir Eroğlu - Belirsizlik, Saklı Söz, Uçta, Bedel
Elif Sofya - Domuz
Jenan Selçuk - Kutlanması Gereken Birşeydir Yağmur, Manikür
Ali Özgür Özkarcı - “Buğulu Muğlâk”çılardan niçin hoşlanmadığımız.(Bir Cabbar, Bir Ayten, Bir Salih Hikâyatı)
Cihat Duman - Tehlikeli Oyunlar
Lee Gil-Won , Çiçek Gölgesi, Nokta Koyma Pratiği

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...