Mesele Dergisi'nin Nisan 2012 sayısında kızdardeşleşmek ile ilgili...
Bu Blogda Ara
11 Nisan 2012 Çarşamba
1 Nisan 2012 Pazar
Mona Hatoum- You Are Still Here
ARTER hem bana çok yakın hem de umumiyetle güzel sergilere ev
sahipliği yapıyor. Şimdilerde Mona Hatoum’un “Hâlâ Buradasın” (You Are Still Here) adlı sergisi var ARTER^de. Mayıs’ın sonuna kadar da işlek olacak. Daha girişte
Globe (2007) adlı iş dikkatimi çekince serginin diğer işlerini görmek için
ciddiyetle sabırsızlandım. Globe hakkında tanıtım kitapçığında aynen şunlar
yazıyor:
"Kafesi andıran bu küre ortalama insan boyunda ve ekseni dünyayla aynı
derecede eğik. Ortaçağ pencere parmaklıklarına benzer bir biçimde birbirine
örülmüş çelik çubuklarıyla bu heykel, her an yuvarlanabilecek ağır bir kafes
gibi görünüyor. Bu bütün coğrafi ve siyasi sınırlardan arındırılmış “küre”,
ancak bir kişinin sığabileceği bir hücreye dönüşüyor.” Hani bir laf vardır: “İnsanı büyütsen dünya,
dünyayı küçültsen insan olur.” Bedene
hapsolmuş ruhun farkındalığını bu küre karşısında hissedebiliyorsun. Daha doğru
bir ifadeyle demirden örülmüş bu küre ile empati kurabiliyorsun. Çünkü çok
şeker.
Deep Thorat: Endoskopi, koloskopi ve ekografi için
uzmanlaşmış tıbbi ekipmanlar aracılığıyla çekilen bir video. Yediklerimizin
sindirim sistemi içindeki yolculuğunu anlatıyor. Kamera ağızdan başlayıp mide
ve bağırsaklardan geçerek anüse ulaşıyor. Sonra tekrar anüsten başlayarak ağza doğru
geliyor. Korkunç tabii. Sanatın, tıbbi imkânları da malzeme yaparak iğdiş
edilmesi. İlginç. Video bir lokantanın usulüne uygun bir biçimde düzenlenmiş
standart masasının üzerinde duran bir tabağın içinde izleniyor. Aklıma
Stanizlaw Lem’in “Hayali Büyüklük”(Pinhan Yay, 2012) adlı kitabının girişi
geldi: Birkaç yıl önce sanatçılar
cankurtarıcı olarak ölüme sarıldılar. Anatomi ve histoloji atlaslarını donanıp,
nü’lerin karınlarını deşmeye, bağırsaklarını çıkarmaya, etimizin haklı
nedenlerle gözlerden saklandığı utanç verici ıvız zıvırımızın pörsümüş
çirkinliğini tuallerine boşaltmaya başladılar.
Şiir Ticareti Bağlamında Küçük İskender
Bu
Defa Çok Fena hakikaten
Mesele şiir olunca aslında iyi şiir
okumaktan başka çaremiz yoktur. İyi şiir okursun ve ilham alabilirsen yazarsın.
İlham verebilen şiir, iyi şiirin bir özelliğidir zaten. Şiirin ne olduğu belli
olmasa bile ne olmadığı az çok bellidir. Bir mekânda o an yazılan şiiri incelediğimizde
hangi tür şiirin iyi olduğunu, hangi şairlerin başı çektiğini azıcık bir
dikkatle ortaya koyabiliriz. Şimdi koyamazsak bile bir iki kuşak sonra ortaya
konacaktır bu gerçek. İkinci Yeni’nin, ortaya çıktığı 50’li yıllarda değil,
80’lerden sonra benimsendiğini bir kez daha belirteyim yeri gelmişken. İkinci
Yeni güzel bir kaynak. Elbette modası da geçmiş bir şiirdir. İkinci Yeni’nin ne
aşılması gereken bir “baba”, ne de şiirin aslı ve özü olduğuna inanıyorum. Bu
kadar büyütmemek lâzım. İkinci Yeni hoştur diyip geçmek lazım. İkinci yeniden
sonra problemli bir 80 kuşağı ve nihayetinde 80 sonrası bir şiir var. Uzun uzun
tasnif edip can sıkmak istemiyorum. Konuma döneceğim. 80 kuşağı şairlerinden
sayılabilecek küçük İskender ortaya çıktığı yıllarda (80-90) arası güzel bir
çıkış yapmış. Gözlerim Sığmıyor Yüzüme
sadece sol çevrelerce değil, İslamcılar tarafından da olumlu karşılanmıştır. Şimdi
burada küçük İskender’in peşinde düşmeye, dergilerdeki macerası için
kütüphaneye kapanmaya, hakkında yazılanlara tek tek bakmaya gerek yok.
Akademisyen değiliz çok şükür. Elimizde onun Sel Yayıncılık tarafından Kasım ayında basılan Bu Defa Çok Fena adlı şiir kitabı var. Kitap aynı ay içerisinde 3. baskısını
gerçekleştirerek yaklaşık 5.000 kişiye ulaştı. Normal bir şiir kitabının
yaklaşık 40 katı kadar satmış gözüküyor.
Evvela bütün samimiyetimle söylemek
isterim ki küçük İskender’in yazdığı metinler birer şiir değil, manzumedir.
Günümüz şiirinin çok gerisinde metinlere imza atmış hazret. Kendini her
fırsatta marjinal şair olarak pompalayan, eşcinselliği gözlere gözlere sokan,
uyuşturucu bağımlısı olduğu imajını vermekte bir beis görmeyen bir insandan
daha fazlası beklenemez çünkü. Sanatla boşalamayan insanın kaderidir hayatla
boşalmak. Neyse; şiire dönelim: küçük İskender’in şiir problemleri nelerdir.
Sonrasında da ortaya çıkan metinler hangi şahıslar tarafından piyasaya
pazarlanmaktadır.
Seslendirilmek
üzere şiir yazmak:
İskender, düzenli aralıklarla
gerçekleştirdiği şiir gecelerinde okunması için şiir yazmaktadır. Şiire günlük konuşma
dilinin ustaca sızmasından bahsetmiyorum. Tam tersine Bedirhan Gökçe tarzı
“ritimli” bir manzume dilinden bahsediyorum. Yoksa dille problemi olan bir
insan şu metinleri “şiir” diye yazabilir mi?
Susmak,
tanrıya da bir gün kitap ineceğine inanmak gibi! (s.9)
Devasa
duman ve ecel arasında, bitmiş bir aşk gibi kayboldu (s.9)
Oturup
tanrının kesik kesik öksürmesini bekledik (s. 10)
Çatıya
gel gece, şişe şişe alkol dökeceğim şehre (s.12)
2009
yılında İstanbul’da Leonard Cohen’i canlı dinlemek (s.18)
Ben
aşkımı o beni hiç sevmedi diye sevdim galiba (s.19)
Bana
dildodan başka ne alırsan al (s.20)
Tüketilmiş
aşklar ele geçirilecek hack’lenen bir internet sitesinde (s.35)
Gel
şiirler okuyup ölesiye öpüşelim (s.54)
Tanrıya
doğru yola çıkarsan seni peygamber ezer (s.55)
Biraz
daha alengirli hap çak! (s.39)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir Mezarlık Komedisi: Gassal
Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...
-
Beni odana götür ve düz. Senin sözcük dağarcığında İnsanda arzu yaratan Tarifsiz bir şeyler var. Philip Dick, Le Bal des Schizos* ...
-
Çukurova Sanat Günleri Kapsamında 21.03.2012 Mersin’de yaptığım konuşmanın güncelleştirilmiş hali olan bu yazının tamamı Karayazı Edebi...
-
Bayramın birinci günü adettir dedim bir mezarlık turu atayım. Eyüp’te Necip Fazıl, Ahmet Haşim; Edirnekapı’da Oğuz Atay, Beylerbeyi Küplüce...


