Bu Blogda Ara

çağaloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağaloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2022 Çarşamba

Seza Karakoç’u seviyorduk.

  

Tanıştığım en üst insan Sezai Karakoç öldü. Bu kara haberi Twitter’dan öğrendim. Ömer Erdem’e telefon açıp başınız sağ olsun dedim. Sesinin tonu ve rengi berbattı. Milli ve yerli eğitim kitaplarından öğrendiklerimi saymazsam adını duyduğum ilk şairdir aynı zamanda Karakoç. Bir şiir kasetinin künyesinde yazıyordu adı. 14 yaşındaydım. Yıllar sonra o isimle arkadaş olacağımı kestiremezdim. Şimdi kıyasıya eleştirdiğimiz şiir seslendirmeleri ve şiir kasetleri olmasa, şiir çoktan ölmüştü diyebiliriz. Yani, Selçuk Küpçük o muhteşem sesiyle Monna Rosa şiirini okumamış ve kasete doldurmamış olsaydı ben Cihat Duman olamazdım. Bu çok nettir. Cihaüttin Dumanoğlu ya da Mehmet Cihat Dumankaya filan olurdum. Asla espri olarak değerlendirilmesin bu yorumum. Çok ciddiyim. Çok üzgünüm. 2021’in kasım ayının 16. günü bizi biz yapan üst insanlardan birini yitirdik. Sevenlerine sabır diliyorum.

Sezai Bey’in [acil olarak belirtmek gerekir ki Sayın Karakoç’a Sezai Bey diyenlerin safında değilim fakat bir seferliğine beni affediniz, bu şekilde daha kolay geliyor yazmak] Monna Rosa şiirini severek başlayan maceram Köşe şiirini sevmekle devam etti. Sonra Köpük’te karar kaldım. Her biri oldukça farklı tekniklerle yazılmış olmasına rağmen bu şiirlerin üçü de aşkı anlatır. Kendi şiir gelişimim de bu tekniklerle sırasıyla rabıtalıdır. Bu konuyu belki bir başka yazıya ayırıp uzun uzun açıklamak gerekecek. Şimdilik Sezai Bey ile buluşmalarımı aktarmak isterim. Bu hatıralar zamanın eğesinden geçtikçe hususiyetlerini kaybediyorlar. Tadı, tuzu heyecanı azalıyor. Bu bağlamda keşke daha önce yazsaydım bu yazıyı diyorum kendi kendime. Sezai Bey’in cenaze törenine gitmeye hazırlandığım şu vakitten çok daha önce. Ve namuslu bir yazar olmanın gereğini yerine getirmek adına, bedeni hala sıcakken kaleme kağıda daktiloya koşan yazarları eleştirdiğim için okurlardan ve o yazarlardan özür dilerim. Meğer keyfi bir hareket değilmiş ölenin ardından yazıya sarılmak. Gençken anlayamamışım bunu.

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...