Natama 3 / Cihat Duman
Bu günlüğü neden tuttuğumu bilmiyorum. Başına gelen hadiseleri unutmaya çalışan bir insan olarak bu iş çok yorucu. Ama gelecekte bunu okuyanlar için eğer bir ibret olacaksa… Aslında buna günlük denemez. Bu metni 13 Haziran 2013 günü 00:08’de yazmaya başladım. Çünkü geçmiş günlerde yazacak zamanım ve motivasyonum yoktu. Olaylar evimin çok yanında cereyan ediyordu ve buna elbette diğer insanlardan daha fazla tepki veriyordum. Vicdanım beni evde tutamıyordu. %50’mi bile evde tutsam belki daha az acı çekecektim. Fakat beraber çay içtiğim, her zaman caddede gördüğüm geleceksiz, plansız, partisiz insanların iktidar tarafından telef edilmeye çalışılmasını sindiremedim. Umumiyetle meydanda olmaya çalıştım. Bir nefes de ben gaz solursam, diğer insanların daha az boğulacağını düşündüm. Twitter’dan anlık düşüncelerimi sürekli belirttim. Olayın sosyolojik boyutundan çok psikolojik boyutu beni ilgilendiriyordu. Olay bir karı koca ilişkisi ya da Freudcu komplekslerle anlatılabilirdi. Roboskî’yi kürtajla, Reyhanlı’yı alkolle kapamak, bu ikisi arasında da sürekli insan bedenine ait dokunulmaz şeylere dokunmaya çalışmak, halkta bir enerji birikmesine yol açmıştı. Eve neden geç geldin, o kadın kim, o adam sana niye SMS attı, çocuğu okuldan kim alacak, babama neden saygısızlık ettin, annem hasta ve bizde kalması gerekiyor türünden bir savaşım bir karı koca muharebesinin temsiliydi. Biriken eş diğer eşi ya öldürür ya da boşar. Başka açıdan bakacak olursak özgürlüğü ana, Tayyip’i baba yerine koyup hadım edilmekten korkan neslin babayı öldürmeye çalışmasıydı. Benlik işgal altındaydı ve polisin maksadı aşan müdahalelerine gençler mizahla ve pasif direnişle mukabele ediyordu. Kimse silah çekmedi. Fakat refleksler görevdeydi. Gazı soluyan ve solunum sistemi çöken genç küfrediyordu. O yetmezse dükkânların kepenklerine vuruyordu. O da yetmezse taş atıyordu. Fakat taşlar yetişmiyor ve hiçbir polis bu taşlardan yaralanmıyordu. Belki yararlanıyordu diyebiliriz.
27 Mayıs Pazartesi
Taksim Gezi Parkı’nın kuzey kısmının bitişinde dozerlerin ağaçları söktüğü haberi Twitter’dan yayıldı. Haberi duyan 50 kişi gece vakti mekâna gitti ve dozerlerin önünde durdu. Durum emniyet güçlerine haber verilince sabaha karşı direnen 50 kişiye biber gazı ile müdahale edildi. Haksız ve orantısız güç kullanıldığını öğrenen milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sabah dozerin önüne çıkarak gaz atılmasını engelledi ve olay haber sitelerine taşındı.
28 Mayıs Salı
Natama Dergisi’nin Ömer Hayyam’da toplantısı var. Çıkışta parka gidiyoruz. Parkta şenlik var. Yaklaşık 3.000 kişi parkta toplanmış. Bir yandan davullar çalınıyor bir yandan kurulan platformdan insanlar düşüncelerini dile getiriyorlar. Gece yarısı eve dönerken yolda duvar şairi Atilla Çapraz ile karşılaşıyoruz. Olayları anlatıyorum mercimek içerken. Ağaçları söküyor iktidar Atilla Abi! “Kâğıt paraları bittiği içindir,” diyerek kendine hayran bıraktırmasını biliyor.
29 Mayıs Çarşamba
Gezi Parkı’na şair Y (ekmek parası uğrunda AKP ile yoğun ilişkisi olan bir şirkette çalışmak zorunda, anne ve babası mütedeyyin) ile gittik. 1.000 kişilik bir kalabalık var idi. Sağlık sorunlarımdan dolayı parktan ayrıldık. Sabah aldığım haberlere göre o gecenin sabahında polis tekrar orantısız güç kullanmış. Gaz sıkmış ve çadırları yıkmış. 30 adet çadır vardı.
30 Mayıs Perşembe
Polislere karşı kitap okuyan direnişçilerin fotoğraflarının yayılması üzerine Fornier’in Son Siyah Saçım adlı kitabını alıp parka gittim. Gideceğimi Twitter’dan yazdığım için oraya 10 tane arkadaş geldi. Saatlerce oturduk ve kitap okuduk. Ben kitabı bitirdim. Asyak (9) geldi anne ve babasıyla. Fotoğrafımızı çektiler. A, G, S, R geldi. S (AK Parti’ye bağlı belediyede çalışıyor ekmek parası için, Kürtçü…) kitabımı getirmiş. İmzaladım. Tiyatro sanatçıları geldi ve kalabalığı coşturan laflar ettiler. Sabah baskın olacağı endişesiyle evime gittim. Sabah G mesaj atmış. “Gaz bombalarıyla geldiler.”
Bu Blogda Ara
7 Aralık 2014 Pazar
17 Kasım 2014 Pazartesi
13 Kasım 2014 Perşembe
Annemin Şarkısı
Biraz Erken Dünyaya Gelmişim
Soru cevap kısmında seyircilerden biri yaşlı kadına soruyor: Bu ilk filminizdi, başka filmlerde de
oynayacak mısınız? Kadın: Ben 70
yaşındayım. Ve bu çok yorucu. Evet oynamak isterim fakat bu yükü kaldıramam. Biraz
erken dünyaya gelmişim.
Tasarlanmamış ve ağızdan çıkmaktan başla çaresi kalmamış bu
cümle, eminim siz okuyucularım tarafından da hayretle karşılanmıştır. Hani der
ya Cemal Süreya, çok erken gelmişim seni
bulamıyorum/ bir şeyin provası
yapılıyor sanki. Evet, bu cümle Erol Mintaş’ın yönettiği Annemin Şarkısı
filminde anne rolünü oynayan Zübeyde Ronahi’ye ait. Bu, aynı zamanda bir aktrisin
sanata veda cümlesi. Erken gelmiş olduğu için erken gidecek olan bir aktris.
Erol Mintaş bu ilk uzun filminde doğudan İstanbul’a göç etmek
zorunda kalmış bir öğretmen ve annesinin öyküsünü anlatıyor. Göç bitmiyor tabii
ki. İstanbul’un şimdilerde de otele dönüştürülen semtlerinden kahverengi
bloklara doğru uzuyor. Güncel tehciri her planda gözümüze sokulan inşaat
bariyerlerinden, beton gökdelenlerden anlıyoruz. Anne dört duvar arasında
olmayı kaldıramayıp hastalanıyor. Yabancılaşıyor. Siliniyor. Her fırsatta
köyüne dönmek istediğini belirtiyor, bazı teşebbüslerde bulunuyor. Başaramıyor.
Oğul devlet okulunda çalışmasının yanı sıra bir dernekte çocuklara Kürtçe
eğitim veriyor. Aynı zamanda öykü yazıyor ve kitabı çıkıyor. Anne, oğluna
sürekli bir Seydaye Sülo adlı bir dengbejden bahsediyor. Kaybolan bir kaset
var. Bulunamıyor. Oğul birçok yerde bu kaseti arıyor. Birçok kaset dinliyorlar
birlikte. Eve dönülemiyor, şarkıya dönülemiyor, kalbin etrafında dönüyorlar. Filmin
müziklerini Başar Under yapmış. A Silver Mt. Zion’u anımsatan müzik çok
başarılı ve filmin doğru yerlerine yerleştirilmiş. Nihayetinde ortaya güzel bir
eser çıkmış. Kürt sinemasına dair fikir edinilmesi bakımından izlenmesi gereken
bir film.
Yükte küçük pahada
büyük bazı ayrıntılar:
- Seydaye Sülo şarkı söyleyince arpa taneleri duvara tırmanırdı. Filmin en güzel cümlesi anne Nigar’dan çıkıyor. Berrak bir mübalağa. Bembeyaz gülümseten bir teşbih.
- İki ailenin oturup veda çayı içtiği sahnede ergen çocuğun masadaki bisküviye uzanmasıyla bütün dramı zamansızca yok etmesi güzel bir ayrıntı. Plan bu ergen iştahıyla son buluyor.
- Annenin cevizleri kırdıktan sonra kavanoza doldurma sahnesinde masada kalan son ceviz parçasını kavanoza değil de ağzına götürmesi, iştahgerçekçilik.
Künye:
Vizyon Tarihi 14 Kasım
2014 (1s 30dk)
Yönetmen: Erol
Mintaş
Oyuncular: Feyyaz
Duman, Zübeyde Ronahi, Nesrin Cavadzade
Tür Dram
Ülke Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir Mezarlık Komedisi: Gassal
Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...
-
Beni odana götür ve düz. Senin sözcük dağarcığında İnsanda arzu yaratan Tarifsiz bir şeyler var. Philip Dick, Le Bal des Schizos* ...
-
(Yazı şahsi kin gütme yazılarından biridir, edebiyatla alakası yoktur. Şahıs, açlık grevleri için imza toplarken benden imza istememiştir...
-
Birhan Keskin şiiri ile tanışmam 2007 yılına denk düşüyor. Y’ol adlı kitabının ilk sayfasına on.dört.2007 yazmışım. Sonrasında çıkardığı...

