Üsküdar'da, Mihrimah Sultan Cami'nin kıble çıkışından çıkınca karşıda, ikinci katta bir Oyun Salonu var. Atari diyelim. Atariye gittim dün. Bu kez PES değil FİFA atayım dedim. FİFA 2014 vardı. Önce Uruguay'ı aldım. FİFA'yı ilk kez oynadığım için Amatör seviyede oynadım. Brezilya'ya 5 tane çaktım. Sonra Cezayir'i aldım. Son dünya kupasında Cezayir'i çok sevmiştim. Özellikle Cabu (Djabu) çok ilgimi çekmişti. Onu öven bir sürü tivit atmıştım. Cezayir'in karşısına Arjantin'i alayım dedim. Seviyeyi de Profesyonele çektim. İlk yarı 0-0 bitti. İkinci yarının başında Arjantin santra kullandı ve Cabu topu söktü accık sürdükten sonra orta sahadan müthiş bir şut çekti. Gol oldu. Futbolcular önce anlayamadılar ne olduğunu sonra sevinmeye başladıklar. Ben de çok sevindim. Bu goller eskiden atılırdı. Hem gerçekte hem oyunda. İşte o görüntüler, telefonla çektim.
Bu Blogda Ara
2 Eylül 2014 Salı
22 Ağustos 2014 Cuma
Hurşit
beni yanlış hatırladılar hoppala
olaylar bu noktaya kadar nasıl geldi
abi
bir kadına bakıyorum, olmayan
çocuğuma benziyor
beni doğurup büyütsün diye pişmiş et
yiyorum
gülsem inanılacak gülmüyorum, iki el
öpücük sesi:
bugöbekk nasıleriyecekk
belki bir perşembedir bunu güneş
söyleyecek
belki de merdiveni yıkayan meleğe
ödenecek on üç lira
çok sarılmak
-Umut sarıkaya bu hafta çizmiş mi?
kalbimi yarıp bakma, kalbimi yarıp iç
-Bana sebep ol
-Beni yap
kalbimi yarım bırakma
kalbimi yarım bırakma
âh’ı kazıdı, unut’suz, on dakika
ağladı
daha hazzın verdiği neşeyi yaşamadan
hazzın kaybından korktu, bu ağlamak,
o.
bilekleri çok güzel onun değildi.
müthiş derecede onun değildi
hiç değildi
ratapampam dırına noy
kendinden kaçmak için ayaklarını
kullanamazsın
zaman gözlerini yırtar/ geçer/ gider
bir mumun ışıkla münasebetine
toplu taşıma araçlarına yürüme
mesafesinde seni ölü bulurlar
belki öper diriltirler belki bir
çocuk dondurma ister
isteyip kalır, müdahale edemezsin
anne değilsin
baba olursun
arkasından konuştuğun
hakkında fikirler telef ettiğin
belki kırmızı giyer diye yeşil
giydiğin
bir fil müddeti dağlı kaldığın o
çarpık çelişkiyi
sapsarı bir neşeyle katlandığın
hastalığa sebep görebilirsin
bunu ona söyleme bunu ona anlat ve
ağlat
tımarlı sipahiler ve köy korucuları
duysun
küre-i arzın bütün plastik halkları
adına
çıkarılmamış bir savaş gibi
öksürülmemiş bir mikrop gibi
ben bir acı sandalyesiyim
denge kusuyorum
Cihat Duman
19 Ağustos 2014 Salı
Yusuf Kaplan'a küççük bir mektup
Ayşegül Tözeren, meczubun biriyle ilgili bir yazı kaleme almış. Mail kutuma düştü. Onu buraya alıyorum.
Yeni Şafak'ta yazan Yusuf Kaplan Erdoğan'a 20 öneride bulunmuş. Ben de kendisine bir iki soru yöneltmek istiyorum.
"Halkı çözen İslam'la ilişkisini sıfırlayan 'salaş' bir kuşak yetiştiren, çocuklarımızı sığ ve değerlerimizi çözücü tüketim kültürünün kölesi haline getirerek mankurtlaştıran eğitim, kültür ve medyada devrim yapılmalı.
Eğer bu üç devrim yapılamazsa, 20 yıl içinde yok oluruz!"(Madde 2, Yusuf Kaplan)
Kaplan, bu maddede, topluma kendince bir eleştiri getirmeye çalışmış. Ama aynı cümle içinde İslam ile dini vurgulayıp, mankurtlaşmayla Orta Asya mitlerine gönderme yapıp, sos olarak da "tüketim kültürünün kölesi" ve devrim gibi ifadeleri kullanınca çorba olmuş.
Kaplan'ın tüketim kültürüne karşı devrim çağrısı yapan sözlerini okuyunca, aklıma birden Taksim'de Gezi Parkı'na AVM yapılacağı iddiasıyla başlayan Gezi Direnişi geliverdi! Sevgili Kaplan, alışveriş merkezleri tüketim kültürünün mabedi değil midir? Taksim'e alışveriş merkezi dikeceklerdi. Bence bir madde daha ekleyip, n'oldu o iş diye de bir sorun. Ay, yoksa siz de mi çapulcusunuz? Vay, vay!
"Başka kültürlerin gönüllü acentalığını yapan Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ 'yıkılmalı' bunların yerine tıpkı ABD'de olduğu gibi Ivy League üniversitelerine benzer, Amerikan kültürünün ve dünyasının izini süren, bir Amerikan ruhu geliştirmeye çalışan, bizim Nizamülmülk medreselerine benzer, bizim öncü kuşaklarımızı, bizim medeniyet iddialarımız doğrultusunda yetiştiren çaplı pilot üniversiteler kurulmalı!" (Madde 19, Yusuf Kaplan)
Kaplan'a göre başka kültürlerin gönüllü acentalığını yapan üniversiteler yıkılmalı(!), yerine tıpkı ABD'de olduğu gibi Ivy League üniversitelerine benzer Amerikan kültürünün ve dünyasının izini süren, bir Amerikan ruhu geliştirmeye çalışan üniversiteler kurulmalıymış! İyi misiniz, Sevgili Kaplan? Aynı cümle içinde, hem bağzı üniversiteleri başka kültürlerin acentesi olmakla eleştirip, infaz ediyorsunuz, hem de model olarak Amerikan kültürünü gösteriyorsunuz? Arada da bir sözceyle, “Nizamülmük medreselerine benzer” olsun diyorsunuz. Amerikan kültürüyle Selçuklu dönemi medreselerini nasıl bağdaştırdınız? Nizamülmülk'ün kurduğu Nizamiye medreselerinin bir kuruluş amacının da "sünni müslüman kadrolar" yetiştirmek olduğunu düşününce içimden "hmmmm" demekten kendimi alamıyorum doğrusu.
"Belki de en önemlisi de, çözücü postmodern kültür, bir sel gibi bütün dünyayı tek tipleştiren sığ bir kültürü, zevk, beğeni ve hayat tarzını bütün dünyaya anında yayıyor. Eğer bu çözücü postmodern kültüre karşı kendi değerlerimizi koruyacak ve kendi medeniyet ilkelerimiz doğrultusunda İslami duyarlıkları gelişkin yeni bir kuşak yetiştiremezsek, iki kuşak sonra İslam bu ülkede azınlıkların dini haline gelebilir." (Madde 20, Yusuf Kaplan)
Kaplan tarafından bir dış mihrak olarak postmodernizm işaret edilince, belleğim beni postmodernizmin zamanında komutanlar tarafından iç düşman olarak ilan edildiği 2008'lere götürüyor. Nereden nereye... İçimden bu madde de çok tatlış olmuş diyorum. Kalp kalp kalp.
Özetle, bu tür yazılara Ahmet Kural tiplemelerindeki ciddiyetin ötesinde bir ciddiyetle yaklaşamıyorum. Ama Yeni Şafak bir mizah dergisi olsa okurum. Düşünün, ben... Yeni Şafak! Okurum diyorum.
Ha bir de bonus soru:
Ne zaman “En güzel eser benim: Kafam garplı ruhum Türk” yarılmasını aşacaksın, sevgili sağcı düşünürüm?
5 Ağustos 2014 Salı
Natama Dergisi'nden İstifa Ediyorum
Türkiye dergiciliğindeki bir takım boşlukları doldurmak ve
üretime “başka” bir katkıda bulunmak amacıyla kalabalık bir ekip tarafından
kurduğumuz ve 7 sayı çıkarmış bulunduğumuz Natama
Dergisi’nden; dergide bir takım iç kamplaşmaların husule gelmesi ve
derginin çıkış amacına aykırı olarak poetik olmayan dış kutuplaşmanın bir
tarafını temsil edecek konuma yerleşmesi sebebiyle, istifa ediyorum. Hiç
şüphesiz dergi içi kamplaşmanın ve dış kutuplaşmanın oluşmasında kendimin de
tembelliği, umursamazlığı, yorgunluğu ve bireysel hataları mevcuttur. Sırf bu
yüzden bile olsa dergiden ayrılmaktan başka bir çare kalmamıştır. Dergiden
ayrılış serüvenim geçtiğimiz Mayıs ayında yayın kurulundan istifa etmemle
başlamış ve kademe kademe bugüne gelmiştir. Dergideki arkadaşlara
teşekkürlerimi sunar, okurumuzun önünde saygı ile eğilirim. Konu ile ilgili dedikodusal herhangi bir soru soranların
ise -ne kadar yakınım olurlarsa olsunlar-, canlarını yakarım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir Mezarlık Komedisi: Gassal
Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...
-
Beni odana götür ve düz. Senin sözcük dağarcığında İnsanda arzu yaratan Tarifsiz bir şeyler var. Philip Dick, Le Bal des Schizos* ...
-
(Yazı şahsi kin gütme yazılarından biridir, edebiyatla alakası yoktur. Şahıs, açlık grevleri için imza toplarken benden imza istememiştir...
-
Birhan Keskin şiiri ile tanışmam 2007 yılına denk düşüyor. Y’ol adlı kitabının ilk sayfasına on.dört.2007 yazmışım. Sonrasında çıkardığı...

