Bu Blogda Ara

24 Mart 2011 Perşembe

Papirüs Dergisi Soruşturması

Şair olarak şiir yazmayı bugün bıraksanız, kendinizden ve Türk şiirinden ne eksilir?

Bir şair olarak değil de bir hırsız, kolâjcı, “kurnaz bir okur” olarak kendimin ve insanların adına şiir dediği metinleri yazmayı bırakacak olsam hiçbir şey değişmez. Çünkü gururla görüyorum ki benden çok iyi yazan büyüklerim, çağdaşlarım ve yavru şairler var. Sözlerim boş yere yapılmış bir mütevazılık gibi algılanabilir. Tevazunun da aşırı kibirden geldiğini söylerler. Yani “anası ney ki danası ne olsun” hesabı. Söylediklerimin tevazu olmadığını az önce bahsettiğim şairleri şu an içimden teker teker sayarak ispat edebiliyorum. Bunlar canlarıyla kanlarıyla içimde, kitaplığımda ve her yerdeler. Peki neden halen yazıyorum? Gereksizliğimin farkında olmadığım zamanlarda da düşündüğüm şeydi bu. Şöyle açıklayayım: Ben yazarak bu hayattan çok küçük bir karşılık alıyorum. Yazamadığım zamanlarda, yazdığım metinleri birilerin şiir diye yutturmadığım zamanlarda birilerine kötülük yapacağım hissi uyanıyor. Ya da yapayalnız kalacakmışım gibi geliyor. Dost kazanmak için yazıyorum. İnsanlarla şiir yazmak dışında diğer tanışma sebebim paradır çünkü. Serbest meslek erbabıyım. Para için tanıştığım insanları hafife alıyorum. O tanışıklığı hastalıklı olarak görüyorum. Şiir eksenli tanışmalarımda daha sağlıklı iletişim kurabiliyorum. Bu yüzden de gereksiz olduğum halde bu piyasayı terk etmiyorum.

18 Mart 2011 Cuma

30. İstanbul Film Festivali Başlıyor











30. İstanbul Film Festivali başlamak üzere. (http://film.iksv.org/tr) Yarın satışa çıkacak olan biletleri almaya gitmeden önce festival kitapçığını inceledim. Sonra da youtube’tan fragmanlarına baktım. Şu 20 filmi merak ediyorum. Bir kısmı mizah/kara mizah olduğu için diğer kısmı ise ağırlıklı olarak insan hakları ile ilgili olduğu için seçildi. Filmlerin üstüne mause ile basınca film ile ilgili bilgiler çıkıyor.

Uluslararası Yarışma:

Sinemada İnsan Hakları Yarışması:

Türkiye Sineması:

Yıllara meydan okuyanlar:

Geceyarısı Çılgınlığı:

17 Mart 2011 Perşembe

Yaşlı Şair! Ayağını Denk Al!

Bildiğiniz üzere bir edebiyat dergisi çıkarmaktayız. İsmi yeniyazı edebiyat dergisi. Kalın bir dergi. Herkese yer var. Ara sıra biz de şiirlerimizi yazılarımızı yayımlarız. Dışarıya açık bir dergi bu dergi. Umumi. Aleni bir mail adresi var. Buraya yazılar şiirler her şey geliyor. Biz onları alıp 9 kişi tartışıyoruz. Oyluyoruz. Eliyoruz. Sonra basıyoruz. Fazla muhatap olmuyoruz insanlarla. Yazınızı aldık dönecez diyoruz. Sonra da yayımlayacaz ya da yayımlayacaz diyoruz. Başka bir muhabbete giremiyoruz. Zaman yok çünkü.

Bu dergi işleri çok çetrefilli karışık ve şiddetli işlerdir. Sattığı da pek yok. Ama inatla basıyoruz bu dergiyi. Ortalama günde 3-4 saat çalışıyoruz. Maaş veren de yok. İletişimde kalıyoruz. İnsanlarla tanışıyoruz. Eşek kadar adam olmuşuz halen bu işlerle uğraşıyoruz. Eşek kadarız ama dinozor değiliz. Dinozor oldukları halde dergi çıkaranlar da var çünkü. (Ben mesela dadını alıp bırakacam, az kaldı.)


Adamın biri var herkes bilir. Anadoluda yaşlı bir şair. Şiiri bi şeye benzemez. Sanırım 6-7 tane de kitabı var. Bu adam bizi yıllardır rahatsız ediyor. Sadece bizi mi? Dergi çıkaran herkes bilir ki bu adam herkesi rahatsız ediyor. Tacizci bir amca. Adı Ahmet. Soyadı Aday. Şair adayı gibi davranan bir yaşlı. Emekli. Dergicilerin (ki yarısı arkadaşımdır) baş belasıdır bu şair. Hastalığını bahane ederek, öleceğinden bahsederek kendini acındırıyor. Ve bunun karşılığında para, ilaç, karı kız istemiyor. İstediği şey şiirinin basılması! Ve derginin ücretsiz olarak adresine teslim edilmesi! Şimdi ben işimi gücümü bırakıp dergi çıkartacağım. Ebem gebe kalacak. Sonra bunun gibilerin adresine (bir paket sigara parasını dergimizden esirgiyen tip) dergi göndereceğim!!?

10 Mart 2011 Perşembe

Ahmet Ümit ve Şiyir

Değerli romancımız Bay Ahmet Ümit bir şiir kitabı çıkardı. Adı, Sokağın Zulası. Everest Yayınları hamilliğinde çıkan bu kitabı ben birine aldırdım. Alacağımı alamıyordum adamdan. Dedim bari ona aldırayım. Zaten param gitmiş, bari karşılığında ayni bir şey gelsin dedim.
Şimdi hanımlar beyler, sıfat tamlaması/isim tanımlaması+tasvir ile şiir yazılacağını kim söyledi? Türkiye topraklarında yazılan şiirin yüzde 98’i böyle maalesef. Bay Ahmet Ümit bu topluluktan beri durmamış. Kitabı Sokağın Zulası başta sonra israf ve kürtajdan kurtulma düzyazı kırıntıları ile dolu. Tıbbi atık! Boş konuşmayı sevmem. Örneklerime geçip derdimi anlatayım.
“Mıy mıy mıy. Mıy mıy mıy. Mıy mıy mıy mıy vay vayvay.” ölçüsü ile yazılan şiirler.
Bu ölçü lirik bir ölçüdür. Sadece sonundaki  “vay vayvay”lar renk katar dizeye. O da olmasa metin tamamen düzyazıdır.
Gözlerin düşünce gözlerimin aklına
Uyanır sisler arasından bir çift nilüfer
Bir ırmak çırpınır yakamozların kuşatmasında
Bahara koşar bozkırda tarlalar
Saçların takıldımıydı parmaklarımın ucuna (s.48)

Bir Mezarlık Komedisi: Gassal

Hayatta kalırsak su faturasını kim ödeyecek diyen milyonlarca insana sordukları soru gerçekten hokkabazların şanına yakışacak görkemdeydi: Ö...